Madalyonun iki yüzü.

Üstünden zaman geçince her şey gibi değersiz olacaklardı. Ben de yazdım, hep değerli kalsınlar diye.

Adın olsun.

Ben seni seviyorum ve bundan daha değerli tek bir şey daha yok.

Herkes seni sever bilirsin, sen sevilmeyecek biri değilsin ki.

Ama ben sadece sevmem.

Ben çok severim. Korurum, her sorunun cevabı olurum, her üzüntünün içinde gülümsemen olurum, dostun olurum, sırdaşın olurum. Her şeyin olurum bi anda, inanamazsın.

Seni üzmemin faturasını seni sevdiğime bağlamam. Ben bilirim nasıl sevilir bi insan.

Ama seni herkes sever bilirsin.

Ben böyle bildiklerin gibi sevmem. Herkes benim gibi sevsin bile istemezsin. Ben tüm hücrelerinin en ücra köşesine kadar severim. Başka kimse sevmese de olur dersin.

Ben sevmeyi seviyorum.

Ben seni sevmeyi daha çok seviyorum.

Ve sen buna sonuna kadar layıksın.

Senin adın çok sevmek olsun.

Yakışsın.

Her yanına bulaşsın.

En büyük cezan olsun da, peşini bırakmasın.

Ölünmüyormuş.

Saçlarımdaki beyazlar çoğaldı işte.

Geceleri uyuyamaz oldum. Ki bilirsin uykuyu çok severim.

Gülüyorum. Zaman zaman gözlerim doluyor ama gülüyorum.

Bir sürü yeni insanla tanıştım. Tanıştım ki onların hikayesini dinleyip kendimi unutayım. 

Olmadı.

Yine en çok ben anlattım. Yine hep ben üzüldüm.

Yürürken birden bir şarkı duydum yolda, hüngür hüngür ağladım.

Ama ölmedim.

Çirkinleşmedim, kendimi kaybedip sağa sola saldırmadım.

Eve gelmek istemedim hiç.

Ama ölmedim işte.

Ölmek neyse artık.

 

Bitmesin.

Beni çok üzdüler biliyor musunuz?

Bildiklerinizden, tahmin ettiklerinizden çok daha fazla. 

Acımı alkolle falan beslemedim hiç. Onunla söndürmeye de çalışmadım. En çok ben üzüldüm bu yüzden.

Sek üzüldüm. Kanaya kanaya, kanırta kanırta üzüldüm.

Dedim ki artık yok. Bi insan ne kadar üzülebilir ki? Bi insan birini ne kadar çok sevebilir ki?

Bi insan bi noktadan sonra ne kadar hıçkıra hıçkıra ağlayabilir?

Bu kadar şeyden sonra ne kadar gülebilir? Gülebilir mi? Gözlerinin içinde o masumiyet kalır mı?

Yine midesinde kelebekler uçar mı?

Sevdiği insanın bi başkasına sarıldığını görse bile içinden lavlar akar mı?

Bana çok şey öğretti insanlar. Çok. Hepsi oluyor.

Sanki sonsuz bir döngüdeyiz. Yaşadıklarımızı yaşatıyoruz, yaşattıklarımızı yaşıyoruz. Tokat çarpan bir değirmen gibi akıyor hayat.

Hiçbir şey bitmiyor ama.

Değişiyor. Dönüşüyor.

Ama bitmiyor.

Bitmesin.

Yoksa ölürüz.

Yoksun.

Bir nehirde ilerliyorum.

Uzun savrulmalar sonucu, sonsuz huzurlu ve sakin nehrin üzerindeki saldayım. Huzur, tüm hücrelerimi kaplıyor. Aradığım buymuş diyorum. Tek ihtiyacım olan bu sakinlikmiş.

Yalnızım. Yalnızlaştıkça özüme dönüyorum. Düşünmek için önümde zaman var. İstemediğim kadar var. Bu özgürlük gülümsetiyor. Bu dinginlik gerdanımı okşuyor parmak uçlarıyla. Başımı sağ arkaya yatırıyorum istemeden.

Gökyüzü ne zamandan beri bu kadar mavi? Güneş gözlerimi alıyor. Zaten ihtiyacım da yok görmeye. Duymamaya, görmemeye ihtiyacım var. Sadece hissetmek istiyorum. Bu hepsinden daha gerçek.

Bir nehirde ilerliyorum.

Bu sadelik beni ürkütüyor. Korkmaya başlıyorum. Bu dinginlik, bu huzur ağır geliyor.

Arkadaşlarım nerede? Ben neden burada yalnızım? Sessizlikten korkuyorum. Çok korkuyorum.

Sen.

Yoksun.

Ben yoksun.

Nehrin tam ortasında ne yapacağımı bilemiyorum.

9 ay 10 gün.

İçimde büyüttüğüm çocuk. Şefkatle beslediğim, birlikte büyüdüğüm çocuk.

Ağlıyordum çok fazla. Sebebi bilinmiyordu ki yıllardır işte. İçinde bir çocuk varsa, duygusal oluyordun fazlasıyla. 9 ay 10 gün boyunca ilk günkü hevesle sevdim. İlk günkü hevesle istedim. Müthiş bir armağandın hayatıma.

Attığın her tekmede gülümsedim. Canım acıdı ama gülümsedim. Büyüyünce geçecekti hepsi.

Herkes bilsin istedim, herkese söyledim 9 ay 10 gündür içimde büyüttüğüm sevdayı. Gurur duydum, mutlu oldum. Erken dediler, olmaz dediler. Olur dedim. Taşıyacağım, büyüteceğim içimde onu dedim.

Herkese ve her şeye karşı savundum seni. Bizi. 

Bu gün tam 9 ay 10 gün oldu. Ölü doğdun. 

Aslında hiç olmamışsın, aslında hep ölüymüşsün orada. Ben yaşatmışım seni aylarca. Beni de hasta etmişsin hatta. Neredeyse beni de öldürüyormuşsun.

Yaşıyorum diye sevinemedim. Aylarca içimde biri yaşıyor diye sevinmiştim. Nası heyecanlıydım birbirimize muhtacız diye. Hiç yokmuşsun sen aslında. Orada öylece durmuşsun bedeninle. Hiç olmamışsın.

İnsanın zoruna gidiyor. 9 ay 10 gün boyunca olmayan bir şeye inanmak. Verdiğini sandığın her tepkinin yalan olduğunu öğrenmek..

Bir gün birinin içinde büyüyüp doğarsan çocuk, sevmek nedir anlarsın. Doğduğunda hüngür hüngür ağlayarak anlayacaksın.

Ben çok isterim, bi gün sen de ‘sevmek nedir’ bil. Ama kimsenin canını yalanlarınla yakma çocuk. Seninki bir kere yanacak. Ölmek isteyeceksin. Nasıl bir boşluğa düştüm diyeceksin. Her şey anlamsız, her şey o kadar boş gelecek ki. Güvenmeyeceğim diyeceksin. Bir daha asla diyeceksin. Aylarca kendine gelemeyeceksin. Kaybettiğin için çok üzüleceksin bi gün. 

Bi zaman sonra sevmek bu değilmiş, bu bencillikmiş diyeceksin. Sevmek, karşındakini mutlu edemediğini fark edip, gitmesine ses etmemekmiş. Bileceksin. Birini sevmek, gerçekten onun mutluluğuna izin vermek demekmiş bileceksin. Senle ya da sensiz. Ha sorarsan, ben seni mutlu ederdim adım gibi eminim çocuk. Ama sen benimle mutlu olmak istemedin.

Yaşa çocuk. İyiyi, kötüyü, aşkı, nefreti, sevdayı, kara sevdayı. Sonra daha ilk görüşte birinin senin hayatına ne anlam katacağını, neler alıp götürebileceğini bilirsin.

Ben yaşadım. Her şeyim gitti. Her şeyim. Sen hayatım dedin, ben senin hayatın değildim. Ben her şeyim dedim, sen benim her şeyimdin.

Ve bir daha kimseye içini dolduramadığın cümleler kurma, sözler söyleme.

Ben seni sevmekten hiç utanmadım. Utanmıyorum senin gibi çocuk.

Büyü çocuk.

En kötüyü gör ki, en iyinin kıymetini bil.

Anlayacaksın.

Zor olacak ama anlayacaksın.

İstediğin gibi.

Basittim. 

Peşinden koşmak zorunda olmadığın, derdini anlatmak için saatlerce çabalaman gerekmediği kadar.. 

Bana şarkılar yollamadın, başkalarına yolladın belki de. Kavga etsek de bilirdin, sarılsak bi gülsen geçerdi hepsi.

Bana öyle derin derin yazılar yazmak zorunda hissetmedin hiç. Haklıydın, hep buradaydım işte.

Bi gün olsun gözlerimin içine bakıp güzel olduğumu söyledin mi? Ne gerek vardı ki, her şey güzellik değildi. Ben de güzel değildim zaten.

Koruyup kollardın önceleri artık öyle davranmıyordun. Nasılsa ben hallederdim değil mi? Şimdiye kadar sen yoktun ki.

Huzurla uyumanın tadını unuttum.

Kapıyı da kilitlemiyorum artık.

Her şey istediğin gibi işte.

Korkuyorum.

Ne kadar sevdiğini anlatamıyorsun ya bazen, durup dururken kırılıyorsun. Anlatamıyorsun. Ama sebebi belli, sonucu belli nihayetinde: ÇOK SEVMEK.

Normalde hiç umursamayacağın tek bir bakışın altında bile binlerce sebep arıyorsun. Korkuyorsun, kaybedeceksin diye ölümüne korkuyorsun.

Korkuyorsun çünkü çok güzel bir şey yaşıyorsun. İnsan gerçekten sadece çok sevdiği bir şeyi kaybetmekten korkar. Çok korkuyorum. Ben hayatımda ilk kez, çok ama çok korkuyorum.

Korku zehir gibi bi his. İçimde yayılıyor, hissediyorum. Korktukça kuruyorum, kurdukça kırıyorum.

Sebebi belli, sonucu belli nihayetinde, çok seviyorum. Anlatamıyorum.

Çok seviyorum, bırak korkayım. Korkmadığım zaman sen kork asıl..

Mesela aldığın kolyeyi takmıyorum diye kırılıyorsun ya.. Ben onu takmaya kıyamıyorum. Ne bilesin.

Bu aralar kafam çok karışık. Senli, benli, bizli bir sürü şey var. Yine derdimi anlatamadım değil mi?

Ben anlatamamayı da seviyorum be. Senin canın sağ olsun.

Öyle değil.

Çok sevmek ne demek biliyor musun?

Bencil olmamak demek mesela. Her anlamda.

Sen her şeyini paylaştığın, onun mutluluğu için elinden geleni yaptığın insanı en zor durumda bencilliğinle üzmeye devam edersen.. Kusura bakma canım benim, o dediğin sevgi değil takıntı. Hep yanında olsun istemen senin bencilliğin o saatten sonrası.

Ne mi diyorum?

Onu üzdüğünü bile bile sırf yanında olsun diye yanında kalmasını istemen. Onun ideallerine, geleceğine uygun olmadığını göre göre kendi doğrularınla yaşatmaya çalışman. Evet biliyorum bunu ilişki içinde fark etmek çok zor. Bencilliği seviyoruz çünkü biz. Sadece yanımızda olsun, biz mutluysak olsun. O mutsuz olsa da olsun.

Eşimizi, dostumuzu, sevdiklerimizi bu bencillikten kaybediyoruz işte. Aslında bilsek onlar mutsuz ve biz onların idealleri için bir şey yapamıyoruz. Bıraksak bi yoluna.. O zaman ne kapıları sertçe kapatmak zorunda kalırız, ne de dönülmeyecek yollara gireriz.

İşte böyle dışarıdan bakınca ne güzel anlatılıyor ne güzel anlaşılıyor da gel gör ki yaşayınca hepimiz aynıyız işte.

Hayat.

Tuhaf.

Erkek olsaydım.

Erkek olsaydım, sevdiğim kadın dolabını açtığında ‘sen her halinle güzelsin’ yazısıyla karşılaşırdı.

Evdeyim diye yalan söyleyip 10 dakika sonra aşağıda seni bekliyorum diye mesaj atardım.

Onu sadece 1 saat görebileceğimi de bilsem onu düşünerek yollara düşerdim.

Ağlatmazdım. Ağlıyorsa tutup göğsüme basardım.

Onu sevdiğimi ona sürekli söyler, hatırlatırdım.

Sorunlarımız olduğunda kestirip atmak yerine sarılır, geçecek hepsi derdim.

Haftasonu planımızı yaptım, sen yanına bir şeyler al sadece derdim.

Kalbini paramparça edeceğimi de bilsem, onu kandırmak yerine her şeyin gerçeğini delikanlı gibi söylerdim.

Bi sebepten erkek olmadım. Böyle bi erkek olsaydım eğer, beni tanıyan kadın benden sonra kimseyle mutlu olamazdı.

Belki de bu sebepten böyle bir erkek hiç yaratılmadı.

Bunun adı yok. Bunun adı çok.

Yara aldım. Çok yara aldım. Sonra hepsini kendi kendime sardım. Sarmak zorunda kaldım. Derdi açanda derman bulmak kısmet olmadı hiç. 

Hep ‘ben’ demeyi seven insanlar tanıdım. ‘Anlıyorum’ demediler bana hiç ‘anlıyor musun?’ dediler. Anlıyorum diyen de anlamadı zaten. 

Yeri geldi acı çekmeyi sevdim. O kadar sahte insanlar tanıdım ki, gözlerimin içine baka baka yalan söyleyeceğine kalbimi paramparça etsin ama doğruyu söylesin istedim. Söyleyeni sevdim, o acıyı sevdim. Sevmek zorundaydım çünkü. Elimde hiç değilse tek bir doğru vardı. ‘Dürüstlük’

Karanlık gündüzler yaşadım. Geceler gündüz oldu bana. Sağımı solumu kaybettim. Aynaya baktım, kendimi tanımadım. Ama ne olursa olsun, hayatımın her döneminde tek bir doğrum vardı. ‘Dürüstlük’

Bakma, ben de çok kalp kırdım. Dürüsttüm, ölümüne dürüsttüm. Bu yüzden çok kaybettim, çok üzdüm. Babamın en sevmediği huyunu almıştım işte. Dürüstlük. Herkes seni sevsin diye yavşak olmalıydın çünkü. Herkes beni sevsin isterdim elbette ama yavşak olacağıma düşmanım olsun daha iyi dedim. Hiç pişman olmadım. Yavşak olmadım.

Kalbimde ne varsa dilime döktüm. Belki de böyle ayakta durdum. Böyle hayatta kaldım. Düşündükçe üzüldüğüm zamanlar oldu ama hiç kalbimi acıtmadı sonraları. 

Sakinledim, sadeleştim. Tam da olmak istediğim gibi. 

Sonra bi zeytin gözlü sevdim. Aylar sonra bile bir bakışıyla içimi titretebilen bi adam sevdim. Çok sevdim.

Ben hayatım boyunca istediğim her şeye sahip oldum. 

Sonra bi baktım birine ait olmuşum ve o adama ait olmak dünyada sahip olunabilecek en güzel şeymiş.

Geceleri çok düşündüm. Onu düşündüm, kendimi düşündüm. 

Bir hayatım daha olsaydı.

Bi şansım daha olsaydı eminim.

Yine onu severdim.