Madalyonun iki yüzü.

Üstünden zaman geçince her şey gibi değersiz olacaklardı. Ben de yazdım, hep değerli kalsınlar diye.

Hırsızı, hırssızı.

Uzun zaman olmuş yazmayalı.

Midemde kelebekler, kafamda karıncalar dolanıyor.

Sabredince her şey nasıl da sakinliyor. Kim Ki Duk filmlerindeki sadeliğe bürünüyor. Keskinliğinden kaçmak istemeyince dizlerin kanıyor.

Bilirsin.

Tuvalette elini yıkadıktan sonra sadece tek bir kağıt havlu kurulanmaya yetecekken, hırslı hırslı aceleyle iki tane çekenlerden olmadım.

Otobüse binerken insanları ittirip, oturmak için savaş vermedim. Bi sonrakini bekledim.

Üzüldüm, kırıldım ama kanatmadım kimseyi.

Bazen çok yoruldum. Dinlenecek değil, bir yudum su içecek kadar nefes almak istedim. Olmadı. Düştüm.

Hırslı değilim. Bilirsin.

Saçlarına dokunabildiğim, kokunu duyabildiğim her yeri cennet bildim.

Özlem değil “hasret” ne demekmiş öğrendim.

Sevmek değil “sevda” neymiş anladım.

Çıkmaz sokak bile geri döndüğünde çıkabildiğin bir yer aslında.

Bense senin sokağında hapis istiyorum.

Orası benim yuvam.

Gözlerimi kapattığımda endişeden çok uzak, gülümseyebildiğim tek yer.

Bu ikisi çok iyi arkadaş. Umarım ikisini de almışsınızdır :)
Babam için.
Falanca Hikayeler’den Yirmi5.